ULUSAL BİLİMLER AKADEMİSİ'NİN DOĞAL SELEKSİYON YANILGISI

 

 Bilim ve Yaratılışçılık isimli kitapçığın 'Biyolojik Evrimi Destekleyen Kanıtlar' başlıklı bölümünde, evrim teorisinin delillerini bulmayı umanlar büyük bir hayal kırıklığına uğramaktadırlar. Çünkü, bu bölümde, evrimciler tarafından bir 'mantra'1 gibi devamlı tekrarlanan, geçersizlikleri defalarca kanıtlandığı halde evrimcilerin 'bilimsel delil' gibi sunmaktan vazgeçmedikleri konular yer almaktadır. Bu 'mantra'ların başında elbette ki evrimin temel mekanizmalarından biri olarak kabul edilen 'doğal seleksiyon' gelmektedir.


Bir zebra sürüsünde, daha hızlı koşan bireylerin yaşama imkanları daha fazladır, yavaş koşanlar ise avlanarak elenirler. Bunun sonucunda birkaç jenerasyon sonra, bu sürü hızlı koşan zebralardan oluşacaktır.

Doğal seleksiyonun Darwin'den önce de bilinen gerçek tanımı şudur: Herhangi bir çevrenin koşullarına en uygun özelliklere sahip olan canlılar doğal olarak daha fazla yaşama imkanına sahiptirler. Örneğin kışların uzun sürdüğü ve toprağın uzun süre karla kaplı olduğu bir yerde, beyaz tüylü tavşanlar, koyu renk tüylülere göre daha iyi kamufle olacakları ve daha az av olacakları için, daha fazla yaşama ve dolayısıyla daha fazla üreme ihtimaline sahiptirler. Bu durumda, bir süre sonra o çevrede beyaz tüylü tavşanların sayısı giderek artarken, koyu renk tüylü tavşanların sayısı giderek azalır. Bir başka örnek vermek gerekirse, sürekli olarak kaplanlardan kaçmak zorunda olan bir zebra sürüsünde, daha hızlı koşabilen zebralar hayatta kalırken, diğerleri ölürler. Her jenerasyonda daha hızlı koşanlar hayatta kalacağı için, birkaç jenerasyon sonra bu zebra sürüsü çok daha hızlı koşan bireylerden oluşacaktır.

Doğal seleksiyonun tanımı yukarıdaki gibidir, yani uygun olanlar yaşarlar, uygun olmayanlar ise elenirler. Bu ise, söz konusu türün giderek daha uygun hale gelmesine neden olur. Elbette ki bu her zaman için geçerli olmayabilir. Örneğin global ısınma nedeni ile, iklimi değişen ve kar örtüsü kalkan bir çevrede, beyaz tüylü tavşanlar 'en uygun ve hayatta kalan' iken, birdenbire 'en uygun olmayan ve elenen' tür olacaktır ve koyu renk tüylü tavşanlar avantajlı duruma gelecektir. Dolayısıyla, doğal seleksiyonun, bir tür için devamlı olarak aynı özellikleri seçmesi her zaman için beklenemez.

Evrimciler ise, doğal seleksiyonun, bir tür içinde milyarlarca yıl boyunca aynı özellikleri seçtiğine ve bu özelliklerin birikerek önce bir tür içindeki çeşitlenmeyi ve sonra da farklı türleri oluşturduğuna inanırlar. Oysa doğal seleksiyon sürekli olarak aynı özellikleri seçse bile, bu sadece canlı türlerinin bazı özelliklerinin (bu iyi özelliği tüm popülasyona yayarak) daha iyileşmesine neden olmakta, ancak bu canlıların yeni bir özellik kazanmalarını sağlamamakta, dolayısıyla başka türlere dönüşmesine kesinlikle olanak tanımamaktadır. Tavşanlar her zaman tavşan olarak, zebralar ise zebra olarak kalırlar. Çünkü bir türün sahip olduğu gen havuzu (genomu) onun bir başka türe evrimleşmesine engeldir, bir tür ancak sahip olduğu genlerin izin verdiği ölçüde değişiklik gösterebilir.


Bir tür ancak sahip olduğu genlerin izin verdiği ölçüde değişiklik gösterebilir.

Ne var ki Darwin, doğal seleksiyona, bu bilimsel anlamının dışında bir anlam yüklemiş ve doğal seleksiyonun türlerin evriminin temel mekanizması olduğunu öne sürmüştür. Darwin'in ve günümüzdeki evrimcilerin bu iddiasına göre, aklı, bilinçli bir gücü olmayan doğal seleksiyon bir bakteri hücresi ile başlamış ve yavaş yavaş, milyarlarca yıl içinde ağaçlar, kuşlar, çiçekler, karıncalar, geyikler, papağanlar, çilekler, mandalinalar, atlar, tavuskuşları ve insanlar gibi harikaları yaratmıştır. Bunun bilimsel ve tutarlı bir iddia olmadığı açıkça ortadadır; çünkü doğal seleksiyon yeni bir özellik, yeni bir genetik bilgi oluşturmaz, sadece mevcutlar arasında seçim yapar.

Evrim teorisinin önde gelen isimlerinden Stephen Jay Gould, evrimcilerin doğal seleksiyondan, gücünü çok aşan bir yetenek istediğini şöyle açıklar:


Darwinizm'in iddiasına göre doğal seleksiyon bir bakteri hücresi ile başlamış ve yavaş yavaş, milyarlarca yıl içinde ağaçlar, kuşlar, çiçekler, karıncalar, ceylanlar, papağanlar, çilekler, mandalinalar, tavuskuşları ve atlar gibi harikaları yaratmıştır. Bu inanılması imkansız bir safsatadır.

Darwinizm'in özü tek bir cümlede ifade edilebilir: 'Doğal seleksiyon evrimsel değişimin yaratıcı gücüdür'. Kimse doğal seleksiyonun uygun olmayanı elemesindeki negatif rolünü inkar etmez. Ancak Darwinist teori, 'uygun olanı yaratması'nı da istemektedir.2

Gould, 1994 yılında Scientific American dergisinde yayınlanan makalesinde ise, doğal seleksiyonun sınırlarını şöyle tarif etmiştir:

...Doğal seleksiyon bölgesel bir adaptasyonun temel kaynağıdır, genel gelişmenin ya da ilerlemenin değil."3

Evrimci bilim yazarı Roger Lewin de doğal seleksiyonun yaratıcı bir güç olamayacağını şöyle belirtmektedir:

Neo-Darwinizm'in temel özelliklerinden olan doğal seleksiyonun dengeleyici bir etkisi olabilir, fakat belirli bir yönde özelleşmeye ve gelişmeye bir katkısı olmaz. Birçok kişinin öne sürdüğü gibi yaratıcı bir kuvvet değildir.4


Roger Lewin

Parasitology dergisinde evrimci biyologlar tarafından hazırlanan bir yazıda ise doğal seleksiyon için şu açıklama yapılmaktadır:

Doğal seleksiyon yalnızca zaten var olan biyolojik özellikler üzerinde vazifesini görebilir; adaptasyonel gereksinimleri karşılayabilmek için özellikler (makro evrim) oluşturamaz"5

Evrimcilerin asıl açıklama getirmeleri gereken konu, yukarıdaki alıntıda belirtilen 'zaten var olan biyolojik özelliklerin' nasıl var olduğu sorusudur. Evrimcilerin kendileri de, doğal seleksiyonun bu soruya cevap veremeyeceğini kabul etmektedirler. Bu nedenle Neo-Darwinist teori ortaya atılmıştır. Neo-Darwinizm ise, doğal seleksiyonun seçmesi beklenen 'biyolojik değişikliklerin' mutasyonlarla sağlandığını ileri sürmektedir. Ancak ilerleyen sayfalarda görüleceği gibi, mutasyonlar bir canlının evrimleşmesi için gereken faydalı değişiklikleri sağlama yetenek ve özelliklerinden yoksundurlar.

Darwin'in Benzetme Metodundaki Yanılgısı

Darwin, doğal seleksiyonun türlerin kökenini açıklayan mekanizma olduğu kanısına deneyler veya gözlemler sonucunda değil, benzetme metodu ile varmıştır.

Darwin'in zamanında hayvan yetiştiriciliğine büyük bir ilgi vardı. Her ne kadar Darwin'in düşüncelerinin Galapagos ispinozlarının gagası ve Malthus'un çalışmaları ile filizlendiği iddia edilse de, Darwin'in düşüncelerini asıl etkileyen hayvan yetiştiriciliği olmuştu. Darwin, hayvan yetiştiriciliği (yapay seleksiyon) ile doğal seleksiyon arasında benzerlik kurmuş ve 'eğer bitki ve hayvan yetiştiricileri yapay seleksiyonu kullanarak hayvan ve bitkileri evcilleştirip geliştirebiliyorlarsa, daha yünlü koyunlar, daha etli sığırlar, daha hızlı koşan atlar yetiştirebiliyorlarsa, bunu doğa da yapabilir' sonucuna varmıştır.

Ancak bu benzetme birkaç yönden yanıltıcıdır. Herşeyden önce hayvan ve bitki yetiştiricileri akla en uygun olanı seçmek ve seçileni korumak için uzman bilgisine sahiptirler. Darwin'in teorisi ise, amaçsız doğal süreçlerin akıllı bir sürecin yerini tutacağını öne sürer. Gould, Darwin'in bu benzetme yönteminin geçersizliği için şu yorumu yapmıştır:


Köpeklerin aslanlara dönüştüğü iddiasının hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Köpeklerin böyle bir değişim için yeterli genetik kapasiteleri yoktur. Milyarlarca yıl geçse de böyle bir dönüşüm mümkün değildir.

Bethell, Darwin'in en uygun olan yaşar tanımını kurarken, benzetmeye dayandığını söylemekte oldukça haklı, ki bu tehlikeli ve güvenilmez bir stratejidir.6

En uzman yetiştiriciler için bile, varyasyonun, yani bir türün içinde çeşitli özellikler oluşturmanın bir sınırı vardır. Hayvan yetiştiriciliği sonucunda hiçbir zaman yeni bir hayvan türü elde edilmemiştir. Bunun nedeni hayvan veya bitki yetiştiricilerinin, yapay seleksiyonu en sonuna kadar devam ettirmemeleri değil, canlıların genetik sınırlarının sonuna gelmiş olmalarıdır. Tanınmış Fransız zoolog Pierre Paul Grassé, yapay seleksiyonun Darwinizm aleyhinde tanıklık ettiğini şöyle açıklar:

Yapay (seçim kriterini karşılamayan tüm bireyleri eleyen) seleksiyon tarafından oluşturulan yoğun baskıya rağmen, bütün bu bin yıllık dönem boyunca, hiçbir yeni tür doğmamıştır. Kan serumu, hemoglobinler, kan proteinleri, birbirinden üreyebilirlik vs. üzerinde yapılacak karşılaştırmalı bir çalışma, soyların aynı belirli tanımı taşımaya devam ettiğini ispatlayacaktır. Bu bir fikir ya da subjektif sınıflandırma değil, ölçülebilir bir gerçektir. Gerçek şu ki, seleksiyon bir genomun üretme kapasitesine sahip olduğu tüm türlere elle tutulur bir şekil verir ve tüm türleri biraraya toparlar, ancak yenilikçi evrimsel bir süreç teşkil etmez. 7

Diğer bir deyişle, köpeklerin aslanlara dönüşmemelerinin nedeni onları uzun süre yetiştirmiyor olmamız değil, köpeklerin bu derece bir değişim için yeterli genetik kapasiteleri olmamasıdır.

Doğal Seleksiyonun Kısır Döngü Mantığı: 'Hayatta Kalanlar Hayatta Kalır'

Türlerin kökeninin açıklaması olarak kabul edilen doğal seleksiyon aslında bilimsel bir teori değil, bir totoloji, yani kısır döngü bir mantıktır. Totoloji, bir bilgi verme görüntüsünde olan, ancak gerçekte sadece kısır döngü içinde olan ifadelerdir. Totolojiler, yeni bir bilgi vermezler, denenemezler ve bu nedenlerden dolayı bilimsel değildirler. Totolojiye verilebilecek basit bir örnek şu cümledir: 'Bütün şapkalar şapkadır'. Bu doğru bir cümledir, ancak bize hiçbir bilgi veya açıklama vermez. Totoloji esprilerde veya şiirlerde kullanılır, ancak kesinlikle bilimsel açıklamalarda kullanılmaz.

Bilim, sonuçları sebepleri ile açıklar. Sonuçlar ve sebepler farklı olduğundan, nedensel bir açıklamanın iki tarafı da aynı olamaz. Totolojide ise sebep ve sonuç aynıdır. Bu nedenle ortada bir açıklama yoktur, sadece ilk bakışta bir açıklama varmış görünümü olur.

Örneğin doktor 'babanızın sağırlığının nedeni duyma bozukluğu' dediğinde bu bir totolojidir. Doktor, babanızın neden sağır olduğu ile ilgili bir açıklama getirmemektedir. Cümlede, sebep ve sonuç gibi görünen iki bölüm bulunmaktadır, ancak her ikisi de tamamen aynı anlama gelmektedir ve biri diğerini açıklamamaktadır.


Totolojiler, hiçbir açıklama getirmemelerinin yanında, yanlışlanabilir olmamaları ve test edilememeleri nedeniyle de bilimsel kabul edilmezler.


Totoloji, bir bilgi verme görüntüsünde olan ancak gerçekte içeriğinde hiçbir açıklama olmayan ifadelerdir. Totolojiye verilebilecek basit bir örnek: 'Bütün şapkalar şapkadır'. Bu doğru bir cümledir ancak bir bilgi içermez.

Doğal seleksiyon da evrimciler tarafından totoloji olarak formüle edilmektedir. Doğal seleksiyon, en uygun olanın hayatta kalmasıdır ve totoloji 'en uygun' ifadesinde ortaya çıkmaktadır. Çünkü 'en uygun olanlar', hayatta kalan olarak tanımlanmaktadır. 'Kim en uygun?' diye sorduğumuzda, aldığımız cevap 'hayatta kalanlar' olmaktadır. 'Kim hayatta kalır?' sorusuna aldığımız cevap ise, 'en uygun olanlar'dır. Bu durumda Doğal seleksiyon, 'hayatta kalanların hayatta kalışıdır.' Bu kısır döngü içinde bir mantıktır.

Bazı evrimciler, doğal seleksiyonun totolojiden ibaret olmadığını, bunun kendilerine Yaratılışı savunanlar tarafından yöneltilen bir itham olduğunu öne sürerler. Oysa, önde gelen evrimciler de, doğal seleksiyonun önermesinin bir totoloji olduğunu kabul etmektedirler. Bu nedenle, önde gelen bazı evrimcilerin, doğal seleksiyon tezinin bir totolojiden ibaret olduğu yönündeki açıklamalarına yer vermeyi gerekli görüyoruz.

Örneğin İngiliz genetikçi J.B.S. Haldane, doğal seleksiyonun bir totoloji olduğunu 'en uygun olan hayatta kalır ifadesi bir totolojidir.'8 diyerek kabul etmiştir.

Kanada McGill Üniversitesinden, ekoloji profesörü R. H. Peters, evrim teorilerinin totolojiden ibaret olduğunu ve bilimsel teoriler olarak kabul edilemeyeceklerini belirtmektedir:

Ekoloji söz konusu olduğunda "evrim teorisinin" varsayımlarda bulunmayacağını, bunun yerine yalnızca deneyciliği (teoriler) sınıflandırmak ve bu tip bir sınıflandırmanın gerekli kılacağı ilişkileri göstermek için kullanılabilecek bir mantık formülü olduğunu iddia ediyorum. Bu teoriler aslında totolojiden ibarettir ve böylelikle deneycilik açısından test edilebilir varsayımlar yapamamaktadır. Kesinlikle bilimsel teoriler değildirler.9

Johns Hopkins Universitesi'nden Prof. Steven Stanley de, Macroevolution: Pattern and Process adlı kitabında doğal seleksiyon için şöyle demektedir:

Doğal seleksiyonu doğru bir teoriden çok bir totoloji olarak görenlere katılma eğilimindeyim.10


Karl Popper (1902-1994)

Çağımızın en büyük bilim felsefecilerinden biri olarak kabul edilen Karl Popper ise, Fisher, Haldane, Simpson gibi evrimcilerden de örnekler vererek şöyle demektedir:

En büyük çağdaş Darwinistlerden bazıları teoriyi öyle formüle ediyorlarki, 'en çok soy bırakan organizmalar en çok yavru bırakır' totolojisi ortaya çıkıyor.11

Bir bakteri hücresinin nasıl olup da bir balığa, bir balığın nasıl olup da bir kuşa, bir sürüngenin nasıl olup da bir insana dönüşebildiğini öğrenmek isteyen bir insana, 'en çok yavru bırakan organizmaların en çok yavru bırakanlar olduğunu' söyleyerek o insanın sorusunun cevaplanmayacağı açıktır. Doğal seleksiyon türlerin evrimini açıklayamamaktadır. Evrimciler ise bunun farkında olmalarına rağmen, mantık yürütmeler ve kelime oyunları ile, doğal seleksiyon ile evrimi kulağa mantıklı gelen bir hipotez olarak göstermeye çalışmaktadırlar.


Darwin, doğal seleksiyon ile evrim tezini öne süren kişi olmasına rağmen, 'Doğal seleksiyon teorisinin, kendim göremememe rağmen pek çok hata içerdiğini ileride anlayacağım.' demiştir.

Gould gibi bazı evrimciler ise, doğal seleksiyonun savunuculuğunu yapmak konusunda kararsızdırlar. Gould, 'Darwinist etiketi büyük bir gururla taşımama rağmen, doğal seleksiyonun en ateşli savunucuları arasında değilim.'12 diyerek bu isteksizliğini itiraf etmiştir.

Darwin ise, doğal seleksiyon ile evrim tezini öne süren kişi olmasına rağmen, 'Doğal seleksiyon teorisinin, kendim göremememe rağmen pek çok hata içerdiğini ileride anlayacağım.' diyerek oldukça 'ileri görüşlü' bir tespitte bulunmuştur.13

Evrimci bilim adamlarının ise, kısır döngü mantıkları içeriğini düşünmeden tekrarlayıp durmaları ve doğal seleksiyonu evrimleştirici bir güç olarak görebilmeleri oldukça şaşırtıcı ve düşündürücüdür. Pek çok insan, evrim teorisine, gerçekte neye inandığını bilmeden inanmaktadır. Bilim felsefecisi Arthur Koestler bu gerçeği şöyle ifade etmiştir:

Bu arada, eğitimli insanlar -rastgele mutasyonların konuyla ilgisiz olduğunun ve doğal seleksiyonun bir totoloji olduğunun ortaya çıktığı gerçeğinden büyük ölçüde habersiz olarak- Darwin'in rastgele mutasyonlar ve doğal seleksiyon büyülü formülüyle tüm gerekli cevapları sağladığına inanmaya devam etmektedir.14

Evrimcilerin Doğal Seleksiyonu Bilinçli Bir Mekanizma Sanma Yanılgıları

Bilim ve Yaratılışçılık kitapçığında, 'doğal seleksiyonun işlediği genetik çeşitliliğin rastgeleliğe dayandığı, ancak doğal seleksiyonun en uygun olanı seçerek rastgele davranmadığı' öne sürülmektedir. (Bilim ve Yaratılışçılık, s.10) Kitapçığı hazırlayan evrimciler burada da yanıltıcı ifadeler kullanmaktadırlar. Bu açıklama ile vermek istedikleri imaj, her ne kadar doğal seleksiyonun seçtiği mutasyonlar rastlantısal olsa da, doğal seleksiyon bu rastlantısal değişikliklerden uyumlu olanları seçtiği için, rastlantısal olaylar bu noktada son bulduğu, devreye 'bilinçli, amaca yönelik' bir mekanizmanın girdiğidir.

Oysa, konuya biraz daha geniş açıdan bakan biri buradaki aldatmacayı görecektir: Doğal seleksiyon sadece avantajlı bireyleri tercih ettiği için rastlantısal olmayabilir; ama bu durum doğal seleksiyonun evrimcilerin göstermeye çalıştığı gibi bilinçli ve amaca yönelik bir mekanizma olduğu anlamına gelmez.


Bilinçsiz ve kör bir mekanizmanın, yeryüzündeki sayısız çeşitliliği yaratmış olması imkansızdır.

Doğal seleksiyon bilinçli, ileriye dönük planlar yapabilen, olabilecekleri önceden görebilen bir mekanizma değildir. Bu da en açık olarak, indirgenemez kompleks organlar incelendiğinde ortaya çıkar: Bu yapılar, ancak eksiksiz olduklarında organizmaya bir fayda sağlarlar. Örneğin evrimcilerin hayal ettikleri sudan karaya geçiş aşamasında, birkaç parçası oluşmuş bir ciğere sahip olan bir balıktaki bu değişiklikleri doğal seleksiyon seçmeyecektir. Çünkü tam bir akciğer özelliği göstermeyen bir yapı, o canlıya bir fayda sağlamaz. Doğal seleksiyon da bu balığın yakında karaya çıkacağını ve bir ciğere ihtiyacı olacağını, ciğerin ise bu tür ara aşamalardan geçip bazı özelliklerinin birikmesini beklemesi gerektiğini hesaplayamayacağına göre, bu değişiklikleri seçmeyecek ve o canlıyı eleyecektir.

Dünyaca ünlü biyoloji tarihçisi William Coleman'ın işaret ettiği gibi:

Her bir parçasının diğer parçaların tümüyle yakın ilişki içerisinde olduğu, işlevsel anlamda tamamen bütünleşmiş bir organizma, derhal neslinin tükenmesi tehlikesi altında olduğundan, türün ilk anatomik kurallarıyla oluşturulan normlardan belirgin bir şekilde uzaklaşamaz.


Richard Dawkins ve The Blind Watchmaker adlı kitabı.

Kalp atışında keskin bir artış ya da böbreğin yarısının küçülmesi ve böylelikle böbreklere ilişkin salgının azalması gibi temel bir değişiklik, başlı başına hayvanın genel beden yapısında düzensizliğe neden olacaktır. Bu kadar önemli bir değişiklikten sonra bir hayvanın yaşamını sürdürebilmesi için, vücudun diğer organlarının da orantılı olarak değişmesi önem kazanacaktır. Diğer bir deyişle bir organizma ya blok halinde bütün olarak değişmeli, ya da hiç değişmemelidir. Yalnızca sıçramalı değişiklikler oluşabilirdi ve ancak bu görüş, tıpkı modern zoologların tümü için olduğu gibi, Cuvier için de saçmaydı. Değişikliklerin birikimiyle dönüşüm, büyük ya da küçük olsun, bu nedenle imkansızdır.15

Doğal seleksiyonun bilinçsiz ve kör bir süreç olduğunu evrimciler de kabul etmektedirler. Örneğin evrim teorisinin en gayretli savunucularından biri olan Richard Dawkins, The Blind Watchmaker adlı kitabında, doğal seleksiyonu şöyle tanımlamaktadır:

Darwin'in ortaya çıkarttığı kör, bilinçsiz, otomatik süreç olan ve şimdi bizlerin yaşamın amaçlarla dolu görünen tüm formlarının varlığının açıklaması olduğunu bildiğimiz doğal seleksiyonun aklında hiçbir amaç yoktur. Onun aklı ve aklının gözü yoktur. Gelecek için plan yapmaz. Hiçbir vizyonu, öngörüsü, ya da herhangi bir şekilde görüşü yoktur. Eğer doğadaki saatçinin rolünü oynadığı söylenebilirse, bu kör bir saatçidir.16

Bilinçsiz ve kör bir mekanizmanın, canlılardaki kompleks bilgi ve tasarımı yaratmış olması ise imkansızdır. Doğal seleksiyonu, tüm canlıların yaratıcısı bir ilah gibi görmek isteyen evrimciler, putlara, totemlere tapan, yıldırım, gök gürültüsü gibi doğa olaylarını ilah edinen putperestlerden farklı değildirler; onlar yalnızca paganların 21. yüzyıl versiyonunu oluşturmaktadırlar.

 

1- Genelde düşünülmeden tekrarlanan bir fikir veya ifade, deyim.

2- Stephen Jay Gould, "The Return of Hopeful Monsters", Natural History, cilt 86, Temmuz-Ağustos 1977, s. 28

3- S.J. Gould, Scientific American, Ekim 1994, s. 85

4- Science, 1982, no: 217, s. 1239-1240

5- Noble, et al., Parasitology, sixth edition, "Evolution of Parasitism", Lea and Febiger, 1989, s. 516

6- Stephen Jay Gould, Ever since Darwin, W. W. Norton, 1997, NewYork, s. 40-41

7- Pierre Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, 1977, s. 124-125

8- J.B.S. Haldane, "Darwinism Under Revision", in Rationalist Annual (1935), s. 24

9- R.H. Peters, "Tautology in Evolution and Ecology", American Naturalist (1976), Vol. 110, No. 1, s. 1

10- Steven Stanley, Macroevolution: Pattern and Process (1979), John Hopkins University, s. 193

11- K.R. Popper, A Pocket Popper, ed. David Miller, Fontana, London, 1983; s. 242

12- Stephen J. Gould, Ever Since Darwin, W. W. Norton, NewYork, 1977, s. 39

13- Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.II, New York:D. Appleton and Company, 1888, s.10

14- Arthur Koestler, Janus: A summing Up, Vintage Books; 1978, s. 185.

15- W. Coleman, Georges Cuvier:Zoologist, Harvard University Press, Cambridge, Mass, s. 172-173

16- Richard Dawkins: The Blind Watchmaker. Harmondsworth, Penguin, 1988, s. 5