DARWİNİZM İNSAN RUHUNU AÇIKLAYAMAZ

 

İnsan ruha, bilince, akla, muhakeme, yargı ve karar verme yeteneğine sahip bir varlıktır. Ve bu varlığı Allah, iyi ile kötüyü ayırt etme duyarlılığı ile yaratmıştır ki, bu insanın sahip olduğu "vicdan"dır. Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirir:

Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene', sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır. (Şems Suresi, 7-10)

Bir hayvan ise, asla bu özelliklere sahip değildir. Ve Sayın İlhan Selçuk'un iddia ettiği gibi hiçbir maymun hiçbir sözde evrimsel bir gelişme ile insanın sahip olduğu akıl, bilinç, konuşma ve düşünme yeteneğine, karar verme, irade kullanma gibi özelliklere sahip olamaz. Evrimcilerin öne sürdükleri mutasyonlar veya doğal seleksiyon vasıtasıyla maymunların düşünen, akleden, senfoniler besteleyen bestekarlara, Versailles Sarayı'nı, Süleymaniye Cami'ni, Topkapı Sarayı'nı, Tac Mahal'i inşa eden mimarlara, mikroçipleri, en gelişmiş bilgisayarları, teleskopları, elektrik mikroskobunu icat eden, insanın genetik şifresini çözen bilim adamlarına, en muhteşem tabloları meydana getiren Leonardo da Vinci'lere, Van Gogh'lara, Michalengelo gibi heykeltraşlara, Fatih Sultan Mehmet, Muhteşem Süleyman, Atatürk gibi büyük liderlere, imparatorlara, Sayın İlhan Selçuk gibi yazarlara dönüşemeyeceğini bugün evrimcilerin kendileri dahi itiraf etmektedirler.

Tesadüflerin, maymunları, gelişmiş bilgisayarlar icat eden bilim adamlarına ya da Süleymaniye Cami, Tac Mahal ve Versailles Sarayı gibi sanat harikalarını inşa eden mimarlara dönüştüremeyeceğini, bugün evrimcilerin kendileri dahi itiraf etmektedir.

Örneğin ünlü evrimci Roger Lewin şöyle demektedir:

Fiziksel anlamda, insanın evrimi hakkındaki herhangi bir teorinin, güçlü çeneleri ve iri kesici dişleri olan ve bizden dört kat hızlı koşan maymun benzeri bir atanın nasıl yavaş yavaş, iki ayaklı bir hayvana dönüştüğünü açıklaması gerekir. Bu güçlere aklı, konuşmayı ve ahlakı ekleyin; bunların hepsi evrim teorisine başkaldırmaktadır.1

 

Sonuç olarak insan her zaman insan olmuştur. Hiçbir zaman hayvan olarak yaşamamıştır. Günümüzde, Sayın Selçuk'un da şikayet ettiği gibi, insanların açlıktan ölen insanlara, öldürülen bebeklere karşı duyarsız olmaları, samimiyetten uzak kalmalarının nedeni evrim geçirmiş olmaları değildir. İnsanlar hayvandan evrimleştiklerine inandırıldıkları için bu şekilde vicdansızlaşabilmişlerdir. Kendisini ve diğer insanları, hiç kimseye karşı sorumluluğu olmayan, yaptığı kötülüklerin hesabını vermeyeceğini zanneden, gelişmiş bir hayvan olarak gören insan elbette ki diğer insanlara merhamet etmez, onları öldürmekten çekinmez veya açlık ve sefalet içinde olmasını umursamaz.

Evrimci Düşüncenin Meşrulaştırdığı Cinayetler

İnsanlardaki bu yozlaşmadan daha tehlikeli olanı ise, bu yozlaşmayı evrimin doğal bir sonucu ve insanın hayvan atalarından kalan genlerinin etkisi olarak toplumlara telkin etmeye çalışan kişilerdır. Harvard Üniversitesi hukukçularından evrim karşıtı yayınları ile tanınan Philip E. Johnson Wedge of the Truth isimli kitabında şöyle bir olay aktarmaktadır:

1996-1997 yıllarında gazeteler bebek cinayetleriyle ilgili şok edici iki vakayı bildiriyordu. Birinde on sekiz yaşında iki kolejli aşık bir otel odasında bebeklerini dünyaya getirdiler, onu öldürdüler ve sonra cesedi çöpe attılar. Diğerinde ise on sekiz yaşındaki genç kız, okul balosunu bırakarak banyoda doğum yaptı, bebeği ölü olarak bir çöp kutusuna attı ve dans salonuna geri döndü. İki olay da cinayet suçlamasıyla yargıya intikal etti ve geleneksel yorumlar bu olayları ahlaki çöküntüye ya da bir tür zihinsel bozukluğa bağlıyordu.

Massachussetts Enstitüsü Psikoloji kürsüsünde psikoloji profesörü olan Steven Pinker evrimci psikolojinin önde gelen destekçilerindendir. Onun daha farklı bir açıklaması vardı: Genetik bir zorunluluk. New York Times adlı gazetede yazan Pinker, bebeği doğduğu günde öldürmenin zihinsel bir hastalık olmadığını, çünkü "tarih boyunca bunun birçok kültürde uygulandığını ve kabul edildiğini" iddia etti. Ona göre bebeğin öldürülmesi evrimsel tarihimiz boyunca anneden gelen genlerimize işlenmişti. İlkel koşullar altında annelerin mevcut yavrularına yeterli bakımı sağlamak ve yeni doğan bebeklerini beslemek arasında zor bir tercih yapmaları gerekmekteydi ve buna göre "eğer bebek hasta doğduysa ve hayatta kalması pek muhtemel değil ise, o zaman eksikleri ortadan kaldırarak tekrar denemeye devam edebilirler"di... Pinker'a göre... ilk bir iki günde beklenmedik bir bebeği öldürmek kesinlikle doğal ve doğru bir hareket olarak görünmektedir..2


1- John Peet, The True History of Mankind, http://www.mesozoic.demon.co.uk/mankind.htm

2- Phillip E. Johnson, The Wedge of Truth, Splitting the Foundations of Naturalism, InterVarsity Press, Downers Grove, Illinois 2000, s. 111