21. yüzyılın en önemli gelişmelerinden biri, 150 yıldır anlatılan evrim masalının sona ermesidir. Bugün evrimcilerin teorilerine delil olarak gösterebilecekleri bir tek fosil, bir tek laboratuvar deneyi veya doğada gözlemlenmiş bir olay yoktur. Evrimcilerin kendilerince evrime delil olarak gösterdiklerinin ise evrime kesinlikle delil oluşturmadıkları zaman içinde ortaya çıkmıştır. CBT'de konu edinilen Neandertal insanı da bu örneklerden biridir.
EVRİMCİLERİN "MAYMUN" SAPLANTILARININ ANLAMSIZLIĞI
Cumhuriyet Bilim Teknik dergisinin 29 Temmuz 2000 tarihli sayısında, Darwinist bir yazıya yer verildi. "Yok birbirimizden farkımız" başlıklı yazıda, maymunların insanlara benzer birçok davranışlarının bulunduğu öne sürülerek, insanla maymunun arasında sanıldığından daha az bir fark olduğu yanılgısı ifade ediliyordu. Sadece evrim propagandası amacının güdüldüğü açıkça belli olan yazıdaki taraflı yorumları ve çarpıtmaları sırayla açıklayalım.
Maymunların, insanlarda da görülen bazı davranışlara sahip oldukları bir gerçektir. Ancak, doğada insanla benzer davranışlar gösteren, hatta eğitimli bir insanın dahi gösteremeyeceği, zekice tavırlar sergileyen birçok hayvan vardır. Hatta bazı hayvanlarda, insanlara has şefkat, merhamet, eşine veya çocuklarına düşkünlük, fedakarlık gibi tavırları görmek de mümkündür. Ancak nedense, sadece maymunlardaki benzerlikler bazı çevreleri müthiş bir heyecana kaptırmaktadır. Oysa doğayı tarafsız ve evrimci saplantılardan uzaklaşmış bir gözle inceleyen her insan, pek çok canlının insanı hayrete düşürecek derecede zekice tavırlara sahip olduğunu görecektir.
Söz gelimi, kendisine oldukça gelişmiş teknik altyapıya sahip bir yuva ve yuvasının uygun koşullarda bulunmasını sağlayan bir baraj inşa eden kunduz, bir maymundan çok daha zekice tavırlar sergilemekte, çok daha önemli ve kompleks kararlar almaktadır.
 |
Doğadaki pek çok canlı insanlardakine benzer davranışlar gösterir. Örneğin kunduzlar çok başarılı bir şekilde yuva kurar, barajlar (yanda) inşa ederler. İşçi arılar yavruların bakımı için olağanüstü bir fedakarlık gösterirler. Bu canlıların davranışları insanla benzerlik kurulmaya çalışılan maymunlara göre çok daha zekicedir. |
Arıların ise, petek inşasındaki yetenekleri, altıgen petek seçiminin önemi, bu altıgen petekleri kusursuzca, aralarında hiçbir boşluk bırakmadan tamamlayabilmeleri, nektar bulma yöntemleri ve değerlendirmeleri her biri zeka ürünü davranışlardır. Özellikle petek inşasında yaptıkları matematik hesaplar evrim teorisinin kurucusu Charles Darwin'i bile hayrete düşürerek şunları söyletmiştir: "Arıyı, büyük matematikçilerin (peteğin yapısındaki ince hesapları) buluşlarından çok önce petek gözlerini yapmaya yönelten içgüdü için ne diyeceğiz?"

Erkek penguenler yavrularını tüylü ayaklarında koruma altına alırlar. Aksi takdirde yavrular kuzey kutbunun dondurucu soğuğunda öleceklerdir. Aylarca hiç kımıldamadan durarak yavrularını koruyan penguenlerin sahip oldukları şuurun kaynağı Allah'ın ilhamıdır. |
Kuzey kutbunda yaşayan bir erkek penguenin, aylarca kımıldamadan yavrusunu ayaklarının arasında tutarak donmasını engellemesi, bu esnada dişi penguenin denize ulaşarak birkaç ay boyunca yavrusuna yiyecek bulmak için tehlikeli bir yolculuğa çıkması ve dönüşünde binlerce birbirinin aynı görünen penguen arasından eşini ve yavrusunu tanıyabilmesi de şuur gerektiren davranışlardır.
Maymunlar ise, birçok hayvanın insan davranışlarına olan benzerliğinden çok daha az bir benzerliğe sahiptir. Ancak, bir maymunun başını kaşıması, yavrusunun başını okşaması veya elini çırparak sevinç ifade etmesi evrimcileri müthiş heyecana kaptırmaktadır. Çünkü evrimciler, insanların maymunlarla ortak bir atadan evrimleştiği yalanına inanırlar, dolayısıyla maymunların insanlara benzer tavır göstermelerini sözde akrabalıklarının bir sonucu olarak görmek isterler. Ama bu esnada doğanın geri kalanını göz ardı ederler. Çünkü ne yukarıda bazı davranış örneklerini verdiğimiz kunduzları, penguenleri veya arıları, ne de karınca, örümcek, yunus, gibi diğer hayvanları, insanlara benzer birçok davranışa sahip olmalarına rağmen, insanın akrabası olarak gösteremeyeceklerini bilirler. Özellikle arı, karınca, örümcek, termit gibi böceklerin insanlar gibi akıl ürünü işler yapmaları evrim açısından çok büyük bir sorundur, çünkü bu canlılar sözde "evrimsel akrabalık" şemasında insanla tamamen bağlantısızdırlar.
Sonuç olarak maymunların insanlarla benzer davranışlar göstermeleri, bu canlıların insanların sözde evrimsel akrabaları olduğunu kesinlikle göstermez.
Canlılardaki, akıl ve bilinç ürünü davranışların ise tek açıklaması vardır. Kunduzların veya arıların kusursuz mimari yapılar inşa etmeleri, ne kendisi de bilinçsiz olan doğanın bir armağanıdır, ne de bu canlıların kendi iradeleriyle sahip oldukları özelliklerdir. Müstakil bir akla ve bilince sahip olmayan bu canlılar, kendilerini yaratan Allah'ın ilhamı ile hareket ederler. Allah, Kuran'da balarısını örnek vererek, bu gerçeği bizlere bildirmiştir:
Rabbin balarısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)
Kaldı ki, evrimcilerin iddia ettikleri gibi, mutasyonlar ve doğal seleksiyon, hiçbir maymunu evrimleştirerek bir insana dönüştüremez. Çünkü insan, bir ruha, bilince ve akla sahiptir. Bu nasıl bir mutasyon olacaktır ki, bir maymuna hissetmeyi, düşünmeyi, önemli konularda karar vermeyi, renkleri, desenleri, gölgeyi en güzel ve en uyumlu şekilde kullanarak bir sanat eseri oluşturmayı, trigonometri hesapları yapmayı, Sultan Ahmet Camisi'ni, Taç Mahal'i, Eyfel Kulesi'ni inşa etmeyi, beyin ameliyatı yapmayı, en üstün teknoloji ile donatılmış hayalet uçakları tasarlayarak uçurmayı öğretecektir?. J. Hawkes, evrimci bir bilim adamı olmasına rağmen bu önemli gerçeği şöyle açıklamıştır:
Kuşları, balıkları, çiçekleri vb. göz kamaştırıcı güzelliği salt doğal seleksiyona borçlu olduğumuza inanmakta güçlük çekiyorum. Dahası, insan bilinci öyle bir düzeneğin ürünü olabilir mi? Nasıl olur da tüm uygarlık nimetlerini meydana getiren insan beyni; Sokrates, Leonardo da Vinci, Shakespeare, Newton ve Einstein gibileri ölümsüzleştiren yaratıcılık "yaşam savaşımı" denen orman yasasının bize bir armağanı olsun?20
 |
Kör tesadüflerin bir maymunu sanat eserleri ortaya çıkaran ya da teknolojik makinalar üreten insanlar haline getirmesi elbette ki mümkün değildir. |
Evrimci Roger Lewin ise evrim teorisinin insan ruhunun oluşumu hakkında büyük bir çıkmaz içinde olduğunu şöyle itiraf eder:
Fiziksel anlamda, insanın evrimi hakkındaki herhangi bir teorinin, güçlü çeneleri ve iri kesici dişleri olan ve bizden dört kat hızlı koşan maymun benzeri bir atanın nasıl yavaş yavaş, iki ayaklı bir hayvana dönüştüğünü açıklaması gerekir. Bu güçlere aklı, konuşmayı ve ahlakı ekleyin, bunların hepsi evrim teorisine baş kaldırmaktadır.21
Doğada, insanın sahip olduğu ruhu ona verebilecek hiçbir güç yoktur. Bu ruhu, insana Allah vermiştir. Kuran'da bildirildiği gibi Allah insana ruhundan üflemiştir. Bu, Darwinistler'in asla açıklama getiremeyecekleri ve tamamen yenilgiyi kabul ettikleri bir gerçektir. "Maymunlarla birbirimizden hiçbir farkımız yok" sloganları ile yazdıkları yazılar ise, Darwinizm'e olan körü körüne bağlılıklarını gösteren bir delil olmaktan öteye gitmemektedir.
FOCUS DERGİSİNDEN "EVRİM DÜŞLERİ"
Focus dergisinin Mayıs 2000 tarihli sayısında "Geleceğin Hayvanları" isimli bir yazıya yer verilmiştir. Derginin "Zooloji" sayfasında yer alan yazıda, İskoçyalı bir paleontolog Dougal Dixon'un Geleceğin Zoolojisi isimli kitabından örnekler verilmektedir. Söz konusu kitapta, günümüzden 50 milyon yıl sonra hayvanların ne tür değişimlere uğrayacakları, görünümlerinin, beslenme ve avlanma alışkanlıklarının nasıl olacağı, nasıl bir davranışa sahip olacakları gibi detaylı yorumlar yapılarak, adeta "kehanette" bulunulmuştur. Ayrıca 50 milyon yıl sonra var olacağı iddia edilen bu hayali varlıklar, tüm detaylarıyla resmedilerek konuya ikna edici bir görünüm sağlanmaya çalışılmıştır.
Bilimsel nitelikli bir derginin yine "zooloji" gibi bir bilim dalı ile ilgili sayfasında yer alan, ancak bilimle uzaktan yakından bir ilgisi olmayan bu yazının ve yazıya konu olan kitabın asıl amacı kuşkusuz "evrim propogandası"dır. Bu ve benzeri çalışmalarla ilgili bazı noktaların kamuoyunca bilinmesi gerektiği düşüncesindeyiz.
1. Dougal Dixon'un geleceğin hayvanları ile ilgili olarak verdiği bilgiler tamamen hayal ürünüdür ve yazar, bilimsel yöntemler kullanmadan gelecekle ilgili kehanetlerde bulunmuştur.
Focus dergisinde belirtildiğine göre Dougal Dixon Geleceğin Zoolojisi isimli çalışmasında, günümüzden 50 milyon yıl sonra hayvanların evrimleşerek büyük farklılıklar gösterecekleri gibi hayali bir senaryo anlatmaktadır. Dixon'ın bilim dışı iddiasına göre yarasalar kanatlarını yitirerek yere inecekler ve yerde yiyecek bulamayınca su altında şanslarını deneyecekler, timsahlar sözde evrimleşerek Dixon'ın bir de isim verdiği "desert shark" (çöl köpekbalığı)'a dönüşecekler, ağaçlarda yaşayan maymunlar yere inerek vahşileşecekler ve aslanların yerini alarak onlara benzer bir görünüm elde edecekler. Bunlar bilimsel olarak hiçbir değeri olmayan, Dixon'un hayali hayvan listesinden sadece bir kaçı.

Paleontolog Dougal Dixon
|
Dixon, gelecekte yaşayacağını varsaydığı hayvanlar ile ilgili oldukça detaylı bilgiler vermiş, hangi hayvanın hangi organının neye dönüşeceğini anlatmış, davranışlarının nasıl etkileneceğini, neyle beslenip, nerelerde yaşayacağını belirtmiş, hatta her birine bir de isim takmış; ancak bu değişimlerin nasıl meydana geleceğine dair tek bir bilimsel açıklamada bulunmamış, bunu denemeye dahi çalışmamıştır.
Oysa, bir bilim adamı, gelecekle ilgili bir tahminde bulunurken bunu mutlaka güçlü ve kesin bilimsel verilere dayandırmalı, tahminlerini tamamen bilimsel yöntemler kullanarak ortaya koymalıdır. Aksi takdirde hurafelerle uğraşan "kahin"lerden veya "falcı"lardan hiçbir farkı kalmaz.

Focus dergisinde "geleceğin hayvanları" olarak yandaki tavsirler yayınlanmıştır. Ancak bunların tümü fantezilerden ibarettir. Bilimsel yönden hiçbir değeri yoktur. |
Söz gelimi bir jeolog, bir kara parçasının milyonlarca yıldır ne kadar hızla yer değiştirdiği ile ilgili tüm verileri göz önünde bulundurarak bu kara parçasının 50 milyon yıl sonra nerede bulunacağı ile ilgili bir tahminde bulunabilir. Veya, bir genetik bilimci, genler üzerine yapılan tüm araştırmaları göz önünde bulundurarak, yakın bir gelecekte, genetik kökenli hangi hastalıkların yeryüzünden tamamen silinebileceğine dair bir tahminde ve açıklamada bulunabilir.
Dixon'ın varsayımları ise hiçbir bilimsel veri ile desteklenmediği gibi, tamamen kendisinin hayalgücüne dayalıdır. Nitekim Focus dergisi de bu gerçeği itiraf etmekte ve Dixon'ın bu çalışmayı, bilimde olması gerektiği gibi bilimsel yöntemlerle değil, insani bazı özelliklerine yenilerek hayalgücünün etkisi altında kalarak hazırladığını belirtmektedir. Yazının girişindeki şu cümleler oldukça ilginçtir:
Kuşkusuz bilim kendi yöntemleri olan, aynı deneylerin aynı koşullarda aynı sonuçlar verdiği bir alan… Bu bilimselliğin sınırları içinde çalışanlar, elbette bu katı kurallara uyuyorlar. Ama, zaman zaman insan olmanın dayanılmaz hafifliğini hissediyorlar. Bu nedenle HAYAL GÜÇLERİNİ ZORLAYABİLİYORLAR. İşte "Geleceğin Zoolojisi" isimli eserin yaratıcısı İskoçyalı paleontolog Dougal Dixon da bunlardan biri… Eserinde geleceğin hayvanlarını mutlaka bilimsel bir süreçten geçiriyor, kendisinden de çok şeyler katıyor…

Bu hayali çizimlerin amacı, evrim zaten varmış ve hala devam ediyormuş gibi gerçek dışı bir izlenim vermektedir. Bilimsel temeli kalmayan evrim teorisi, propagandaya ümit bağlamıştır. |
Sadece hayalgücüne dayanılarak yapılmış ve fantazi bir senaryodan öte herhangi bir anlam taşımayan bu çalışmanın, Focus gibi bilimsellik iddiası taşıyan bir derginin "zooloji" sayfasında yer alması son derece yanıltıcıdır. Okuyucular böyle bir haberi bir bilim kurgu sayfasında veya "fantazileriniz", "hayalgücünün eserleri" gibi konulu sayfalarda okuduklarında herhangi bir sakınca olmayabilir. Ancak bir kişinin hayalgücünün ürünü olan bazı garip varlıkların resimlerinin ve detaylı bilgilerinin bilim ile ilgili bir sayfada yer alması ve kullanılan manşetlerde, bu hayali canlılarla ilgili fantezilerin sanki bilimsel bir sonuç gibi aktarılması son derece yanlıştır. Burada yapılmak istenen, evrim aldatmacasına körü körüne inanan bazı bilim adamlarının "hayal güçlerini zorlayarak" uydurdukları masalların, bilimsellik görüntüsü altında kitlelere empoze edilmeye çalışılmasından başkası değildir.
Bu yöntem, aslında son derece tanıdık bir yöntemdir. Teorilerini bilimsel bulgulara dayandıramayan evrimciler sık sık bu tarz yanıltıcı haberler yapmakta, asla gerçekleşmemiş senaryoları konu ile ilgili bilgileri sınırlı kişilere gerçekmiş gibi sunabilmektedirler. Kendi ön yargılarını ve hayal güçlerini "bilim" gibi göstererek insanları aldatmaya çalışmaktadırlar. Fransız zoolog Pierre Paul Grassé, kendisi de bir evrimci olmasına rağmen, evrim teorisinin bu gibi iddiaları için şu yorumu yapmıştır:
Hayal kurmaya karşı bir yasa yok, ama bilim buna dahil edilmemelidir.22
2. Geçmişte evrim yaşanmamıştır ki, gelecekte yaşansın.
Gerek Dixon'ın çalışmasında gerekse Focus dergisinin bu çalışmayı aktarışında, evrim teorisi, bilimsel olarak ispatlanmış bir gerçekmiş gibi sunulmakta ve "geçmişte evrim yaşandığına göre gelecekte de evrim yaşanacaktır" gibi son derece yanlış bir düşünceyle yola çıkılmaktadır. Oysa geçmişte evrim yaşanmadığı gibi gelecekte de evrim yaşanmayacaktır. Bu, modern bilimin bulgularıyla ortaya konmuş bir gerçektir.
Evrimciler, onlarca yıldır geçmişle ilgili sayısız senaryo üretmişler ve kullandıkları telkin ve propoganda yöntemleri ile bu hayali senaryoları bilimsel gerçeklermiş gibi insanlara empoze etmişlerdir. Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında meydana gelen bilimsel ve teknolojik gelişmeler evrimcilerin tüm düzenlerini altüst ederek, evrimin asla gerçekleşmediğini açık ve kesin olarak ortaya koymuştur.

Bu hayali çizimlerin amacı, evrim zaten varmış ve hala devam ediyormuş gibi gerçek dışı bir izlenim vermektedir. Bilimsel temeli kalmayan evrim teorisi, propagandaya ümit bağlamıştır. |
Evrimin en önemli açmazlarından biri evrimleşmenin hangi mekanizmalarla gerçekleştiğini açıklayamamasıdır. Söz gelimi, Dixon bu çalışmasında, yarasaların büyük bir değişim geçireceklerini, önce kanatlarını yitireceklerini ve ardından su altında yaşamaya başlayacaklarını iddia etmekte ve bu iddiasını da hayali bir çizimle desteklemektedir. Bu çizimde görülen ise yarasaların kanatlarının yerini iki kolun aldığıdır. Dixon'ın bu iddiasının bilimsel bir nitelik kazanabilmesi için, yarasanın kanatlarının nasıl olup da bir kola dönüşeceğini, uçan bir memeli olan yarasanın nasıl olup da sualtında yaşayabilecek, nefes alabilecek, avlanabilecek nitelikler kazanacağını açıklaması gerekir.
Dixon'ın bilim dışı bu iddiasına göre yarasanın birçok organında önemli değişiklikler olacaktır ve bu değişiklikler son derece bilinçli ve amaca yönelik bir sıra izleyecektir. Tamamen ihtiyaçtan kaynaklanan bu değişimlerin mutlaka bilinçli bir mekanizma tarafından gerçekleştirilmesi gerekir. Öyle bilinçli bir mekanizma olmalıdır ki bu, havada yiyecek ihtiyacını karşılayamayan yarasanın önce kanatlarını kol haline getirip onun karada avlanmasını kolaylaştırmalıdır. Yarasanın karada da yeterli besin bulamadığını görünce yarasaya solungaçlar ve diğer donanımla sağlamalı ve yarasayı suyun altında yaşatmalıdır.
Peki ama doğadaki bu bilinçli, akıllı, yetenekli mekanizma nedir? Evrimciler 150 yıldır doğadaki bu "olması gereken" mekanizmayı tartışmaktadırlar. Ancak doğada var olan hiçbir mekanizmanın böyle bir dönüşümü gerçekleştiremeyeceği son derece açık ve kesindir. Evrimcilerin sözde evrimleştirici iki mekanizma olarak öne sürdükleri "doğal seleksiyon" ve "mutasyonlar"ın ise aslında böyle bir süreci gerçekleştiremeyecekleri ortadadır ve bunu evrimciler dahi kabul etmektedirler. Doğal seleksiyon ve mutasyonların "yeni varlıklar" meydana getirecek mekanizmalar olmadığı bugün bilim çevreleri tarafından kabul görmüş bir gerçektir. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Harun Yahya; Evrim Aldatmacası, Hayatın Gerçek Kökeni)
3. Dixon'ın çalışmasının ve Focus'taki haberin tek amacı "evrim propogandasıdır."

Evrimciler teorilerini destekleyen deliller bulmakta gösteremedikleri başarıyı, hayalgücüne dayalı çizimlerde sergilemektedirler. |
Evrim teorisi, bundan 2 yüzyıl önce -19. yüzyılda- ortaya atılmış ve günümüzde bilimsel bulgularla geçersizliği ortaya çıkmış bir teoridir. Charles Darwin'den bu yana bilimin her alanında ve teknolojide muazzam gelişmeler meydana gelmiştir ve 19. yüzyılda inanılır gibi görünen birçok şeyin aslında imkansız olduğu anlaşılmıştır.
Ancak tüm bunlara rağmen evrim teorisi, diğer köhne teori ve fikirler gibi çöpe atılmamış, aksine büyük bir özenle muhafaza edilmeye çalışılmıştır. Çünkü evrim teorisi, yüzyıllardır, inançsızlıklarına, Allah'ı inkarlarına, başıboş ve sorumsuz insan anlayışlarına, maddeye verdikleri öneme sözde bilimsel bir kılıf olmuş ve insanların gözünde bir meşruiyet arayan çevrelere sahte de olsa bir destek kazandırmıştır. Bu nedenle bilimsel yöntemlerle büyük umutlar bağladıkları teorilerini savunamayan evrimciler, telkin, göz boyama ve propaganda yöntemleri ile bunu sağlamaya çalışırlar. Konuyu detaylı incelemeyen insanlar ise "bilimsellik" maskesi altında gizlenen gazete ve dergiler, kitaplar vs. aracılığıyla evrimin gerçek olduğuna ikna edilirler.
İşte Dixon'ın gelecekte evrim sonucunda meydana geleceğini iddia ettiği bilim kurgu filmlerinden fırlamış hayali varlıklar, bu propagandanın bir parçasıdır. Bu, evrimcilerin ilk kez kullandıkları bir yöntem de değildir. Söz gelimi yakın geçmişte, yine bir evrim savunucusu olan Richard Dawkins, "geleceğin insanı"nı çizmişti. Etkileyici bir görüntü verilmek istenen bu sözde "geleceğin insanı" da aynı amaçla ortaya atılmıştı ve hiçbir bilimsel yöntem kullanılmadan tamamen hayal ürünü olarak üretilmişti.
Evrimcilerin bu denli bilim dışı yöntemlere, adeta "çocuk kandırma" metodlarına başvurmaları, gerçekte Darwinizm'in bilim karşısında uğradığı yenilginin bir sonucudur. Hiçbir laboratuvar deneyi veya bilimsel gözlem evrim teorisini desteklemediği için, evrimci biyologlar "hayal güçlerini zorlayarak" uydurma canlılar çizmekte ve bu sayede konu hakkında bilgisi olmayan insanları etkilemeye çalışmaktadırlar. Bunlar, Darwinizm'in son çabalarıdır. İnsanlık, bilim adına utanç verici bir safsata olan bu teoriden çok yakında tamamen kurtulacaktır.
DARWIN ZAMANIN SINAVINI GEÇEMEDİ VE
ÇAĞDAŞ BİLİME YENİLDİ
Mayıs 2000'de Sabancı Üniversitesi tarafından evrim teorisi konulu bir konferans düzenlendi. Konferansta, beklenildiği gibi klasik evrimci argümanlar tekrarlandı ve özellikle son yıllarda bilimin evrim teorisine getirdiği eleştirilere bir tek cevap dahi verilmedi.
18 Mayıs 2000 tarihli Cumhuriyet gazetesinde ise "Darwin Zamanın Sınavını Geçti" başlıklı haberde, bu konferansta konuşmacı olarak yer alan Harvard Üniversitesi öğretim üyesi Andrew Berry'nin konuşmasının bazı bölümlerine yer verildi. Evrimcilerin içi boş cümlelerine iyi bir örnek teşkil eden söz konusu konuşmada yer alan evrimci iddialara bilimsel gerçeklerle cevap verelim.
Çağdaş Bilim Darwin'in İddialarını Geçersiz Kılmıştır
Cumhuriyet gazetesindeki yazıda Andrew Berry'nin şu sözlerine yer verilmiş ve hatta hiçbir doğruluk payı içermeyen bu sözler yazının başlığını oluşturmuştur: "Darwin'in 1859'da söyledikleri, zamanın sınavını geçmiş bilgilerdir." Berry, konuşmasının devamında ise evrimin bir gerçek olup yaşandığını ve kanıtların da bunu gösterdiğini iddia etmiştir. Ne var ki, Berry bu iddialarında yanılmaktadır.
Şu bir gerçektir ki, evrimcilerin her konuşmalarında ve her yazılarında kendilerince evrimin bilimsel bir gerçek olduğunu savunan iddialı ve kesin cümlelerine bolca rastlamak mümkündür. Ancak evrimcilerin konuşmalarında ve yazılarında eksik olan, var oldukları iddia edilen somut delillerdir. Evrimciler bu konuda çok sıkıştıklarında, bilimsel buluşlar ve gelişmeler ile geçersizlikleri defalarca ispatlanmış olan sözde delilleri öne sürerler. Oysa evrimin, bilimsel olarak geçerliliği ispatlanmış bir teori olarak kabul edilebilmesi için, aynı yerçekimi kanunu veya suyun kaldırma kuvveti gibi, bilim tarafından kesin delil ve bilgilerle açıklanabilmesi gerekmektedir.
Ancak, Berry'nin iddiasının tamamen aksine, Darwin'in 1859 yılında ortaya attığı iddiaların hiçbiri bilim tarafından ispatlanamamıştır. Aksine, modern bilim Darwin'in iddialarının kesinlikle yanlış olduğunu defalarca ortaya koymuştur. (Detaylı bilgi için bkz. Hayatın Gerçek Kökeni, Harun Yahya)
Darwin'in "Doğal Seleksiyonla Evrim" İddiasının Geçersizliği Anlaşılmıştır
Berry'nin değindiği konulardan biri doğal seçilimdir. Darwin türlerin doğal seçilim sayesinde birbirlerinden türediklerini ve geliştiklerini iddia etmiştir. Oysa bilimsel bulgular, doğal seçilimin asla bir türün başka bir türe gelişimini sağlayamayacak bir mekanizma olduğunu ispatlamaktadır. Doğal seçilim sonucunda hiçbir zaman bir canlı başka bir canlı türüne dönüşmez ve yeni bir genetik bilgi dolayısıyla yeni bir özellik veya organ ortaya çıkmaz. (Detaylı bilgi için bkz. Evrim Aldatmacası, Harun Yahya) Günümüz evrimcilerinden Stephen Jay Gould, Darwinizm'in bu büyük yanılgısı için şöyle der:
Darwinizmin özü tek bir cümleye dayanır: Doğal seleksiyon evrimsel değişimde yaratıcı güçtür. Kimse doğal seleksiyonun zayıf olanın elenmesindeki rolünü inkar etmez. Ancak Darwin teorisi doğal seleksiyonun uygun olanı yaratmasını da istemektedir.23
 |
Doğal seleksiyon mekanizmasıyla sadece canlı türlerindeki sakat ya da zayıf olan bireylerin ayıklanması sağlanır. Daha önce doğada var olmayan bir canlı türünü ortaya çıkaramaz. Ünlü Sanayi Devrimi kelebeklerinin durumu bu konuda iyi bir örnektir. Sanayi Devrimi ile birlikte ağaçların renkleri koyulaşmıştır. Dolayısıyla bu ağaçlarda yaşayan kelebeklerden açık renkli olanlar kuşlar tarafından daha kolay avlanmış ve dolayısıyla sayıları azalmıştır. Koyu renkli kelebekler ise ağaçların üzerinde kamufle oldukları için (üstte sağda) sayıca artış göstermişlerdir. Elbette ki bu bir evrim değildir. Çünkü yeni bir tür oluşmamıştır. Sadece nüfus oranları değişmiştir. |
Evrimci C. Loring Brace ise, American Scientist dergisinde yayınlanan bir makalesinde Darwinizm'in bilimsel bulgular tarafından reddedildiğini ve doğal seleksiyonu da türleri oluşturan bir mekanizma olarak göremeyeceğimizi şöyle açıklar:
American Scientist okuyucuları, biyolojinin büyük bir kısmının ve paleontolojinin tamamının Darwin'in organik evrim hakkındaki görüşlerini reddettiğini fark etmiyor olabilirler. Doğal seleksiyon sadece "ince ayar" olarak görüldüğü için reddediliyor, adaptasyon ise pratikte kesinlikle geçerli görülmüyor.24
Evrimciler Doğadaki Kusursuz Yaratılışı Görmek İstemezler
Panda'nın Baş Parmağı adlı kitap |
Berry'nin konuşmasında yer alan klasik evrimci argümanlardan bir diğeri ise, Stephen Jay Gould tarafından ünlendirilen "Panda'nın baş parmağı" konusudur. Pandanın beş parmağı dışında, bileğinden çıkan "radyal susamsı kemik" (radial sesamoid bone) olarak isimlendirilen bir kemik çıkıntısı daha bulunmaktadır.
Bu yapının evrimciler açısından önemine gelince; evrimcilere göre panda, ayı, köpek gibi hayvanların dahil olduğu etçiller sınıfındandır. Ve panda daha sonra bambu ile beslenmeye başlamıştır ve evrimci senaryoya göre altıncı parmak bambu yemeğe uyum sağlaması için sonradan çıkmıştır. Evrimcilerin bir başka iddiası ise, bu altıncı parmağın mükemmel olmadığı, doğal seleksiyonun elindeki malzemeyi kullanarak ancak bu kadarını oluşturabildiği yönündedir. Oysa bunlar, hiçbir delili ve geçerli açıklaması bulunmayan, tamamen evrimci ön yargılar ile ileri sürülen hayal ürünü iddialardır. Sırasıyla incelersek:
-Pandaların, etçil atalardan türedikleri yanılgısı
Evrimcilerin pandaları etçil sınıfına dahil etmelerinin nedeni, geniş çeneleri, dişleri ve güçlü pençeleridir. Evrimciler pandaların sözde atalarının bu özelliklerini diğer hayvanlara karşı kullandıklarını iddia ederler. Oysa pandaların tek düşmanı insanlardır, hayvanlar arasında düşmanları yoktur. Güçlü dişlerinin ve çenelerinin nedeni ise bambu saplarını kolayca koparıp çiğneyebilmeleridir. Güçlü pençeleri ise bambuların gövdelerine tırmanmaları içindir. Dolayısıyla, çoğunlukla bambu ile, zaman zaman ise meyve ve bitkilerle beslenen pandaların etçil atalardan türediklerine dair bir delil yoktur ve evrimciler de pandanın hangi hayvandan türediğine dair fikir birliği sağlayamamışlardır. Öyle ki bazı evrimciler pandaları ayılarla aynı kategoriye koyarken, bazıları da rakunlarla aynı sınıflama içine dahil etmektedir. Çünkü gerçekte bu canlıların bir başka canlı sınıflamasından evrimleştiğine dair hiçbir bulgu yoktur. Evrimciler sadece benzerliklerden yola çıkarak tahminler yapmakta, bu tahminler tamamen hayali olduğu için de birbirleri ile ihtilafa düşmektedirler.
 |
PANDANIN PARMAĞI MÜKEMMEL BİR YARATILIŞTIR
Evrimciler yaratılışı kendilerince inkar etmek için doğada kusur ve uyumsuzluk ararlar. S. J. Gould'un pandaların baş parmakları ile ilgili iddiası buna bir örnektir. Oysa Gould yanılmaktadır. Çünkü bu kemiksi parmak sandığı gibi bir kusur değildir. Aksine hareketi kolaylaştırır ve tendonların yırtılmasını engelleyici etkiye sahiptir.
1999 yılında Nature dergisinde yayınlanan bir inceleme, pandanın başparmağının hayvanın doğal ortamı açısından son derece verimli olduğunu göstermektedir. Dört Japon araştırmacının ortak yürüttükleri çalışma, 'kompüterize tomografi' ve 'manyetik rezonans resimlendirmesi' teknikleri ile yürütülmüş ve sonuçta pandanın başparmağının 'memeliler arasında bulunan en olağanüstü yönlendirme tekniklerinden biri' olduğu sonucuna varılmıştır. (Endo, H., Yamagiwa, D., Hayashi, Y. H., Koie, H., Yamaya, Y., and Kimura, J. 1999. Nature 397: 309-310) Sağda, çalışmayı yürüten uzmanların pandanın el yapısı ile ilgili yaptıkları bilgisayar çizimi yer alıyor. |
-Pandaların altıncı parmaklarının mükemmel olmadığı, dolayısıyla tesadüfün eseri olduğu yanılgısı
Pandanın ünlü başparmağı meselesindeki asıl nokta budur. Evrimciler bu parmağın mükemmel olmadığını ama işe yaradığını söylerler. Berry de konuşmasında "mükemmel olmayan bu parmak yapılabilenin en iyisidir" diyerek bu evrimci iddiayı yinelemiştir.
Gerçekte, söz konusu altıncı parmak "radiyal susamsı kemik" olarak adlandırılan bir kemik türündendir ve bu kemik genellikle eklem yerlerinde bulunarak hareketi kolaylaştırır ve tendonların yırtılmasını engeller. Pandanın bileğinden çıkan bu kemik ise aslında bir parmak değildir, ancak parmakların bambunun gövdesini kavramasını kolaylaştıran bir destektir.25 Evrimciler bu kemiğin, parmak yerine geliştiğini, ancak parmak görevi göremediğini, örneğin filizleri ayıklayamadığını öne sürerler. Ancak kavrama işi için yeterince iyi olduğunu da belirtirler. Zaten bu altıncı kemiğin görevi budur ve pandanın diğer işlemleri kusursuzca yapmaya yetecek kadar parmağı bulunmaktadır.26 Bu yapının en ideal şeklinin gerçekte tam bir "parmak" olması gerektiği, evrimcilerin ön yargı ile öne sürdükleri dayanaksız bir iddiadır. Söz konusu kemik, mevcut haliyle canlı için son derece uygundur.
Evrimcilerin doğada uyumsuzluk veya kusur aramalarının tek nedeni, Allah'ın kusursuz yaratışını inkar etmek için kendilerine sözde delil aramalarıdır. Ancak bu çabaları, pandanın parmakları konusunda da olduğu gibi her zaman sonuçsuz kalmıştır. Aslında her çağda, doğada kusur aramak inkar edenlere ait bir özellik olmuştur ve Kuran'ın Mülk Suresi'nde böyle boş bir çaba içine girenler şu şekilde haber verilmiştir:
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)
Sonuç olarak pandanın altıncı parmağı, panda için en kullanışlı yapıdır. Canlıların tüm diğer özellikleri gibi, üstün bir güç ve akıl sahibi olan, şefkatli ve merhametli Allah tarafından kusursuzca yaratılmıştır.
"Bilim ve Din Birbirlerinden Ayrı Düşünülemez."

Albert Einstein inançlı bir bilim adamıydı |
Andrew Berry'nin bu sözleri son derece dikkat çekicidir. Bilim ve dinin ayrı düşünülemeyeceği kesinlikle doğrudur. Ünlü bilim adamı Albert Einstein bir sözünde şöyle der:
Derin bir imana sahip olmayan gerçek bir bilim adamı düşünemiyorum. Bu durum şöyle ifade edilebilir: Dinsiz bilime inanmak imkansızdır.27
Çünkü din, Allah'tan bize ulaşan bilgiye dayanır. Bilimin konusu olan evren ve doğayı da Yüce Allah yaratmıştır. Dolayısıyla, her ikisi arasında bir çelişki olması imkansızdır. Ancak, kendilerince din ahlakını ortadan kaldırmak isteyenler, özellikle son iki yüzyıldır dini ve bilimi karşı karşıya getirmeye çalışmışlardır. Ancak bu çabaları boşunadır. Kuran Allah'ın vahyidir ve hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Bilimsel hiçbir bulgu Kuran ayetleri ile çelişmez. Aksine atom altı parçacıkları, anne karnındaki üç karanlık bölge, demir filizlerinin yeryüzüne göktaşları ile gelmesi ve kıtaların kayması gibi geçtiğimiz yüzyılda keşfedilen bilgiler, 1400 yıl önce vahyedilmiş olan Kuran'da bildirilmiştir. (Detaylı bilgi için bkz. Kuran Mucizeleri ve Kuran Bilime Yol Gösterir, Harun Yahya)
Ancak, Berry'nin bu açıklaması Cumhuriyet gazetesinin hoşuna gitmemiş olacak ki, bu cümlenin hemen ardından Berry'nin evrim teorisinin kesin doğru olduğu yanılgısıyla ilgili cümleleri eklenmiştir.
 |
Bundan 1400 yıl önce vahyolunan Kuran'da o dönemde bilinmeyen pek çok bilimsel gerçek haber verilmiştir. İnsanın yaratılışı, dünyanın atmosferi, evrenin yaratılışı ya da yeryüzünün yapısı gibi konular hakkında Kuran'da bildirilen ve o dönemin teknolojisi ile insanlar tarafından tespit edilmesi hiçbir şekilde mümkün olmayan detaylar Kuran'ın Allah sözü olduğunu ispatlar. |
Gerçekten o (Kuran) Alemlerin Rabbinin bir indirmesidir.
(Şuara Suresi, 192) |
Sonuç
Yazının girişinde de söz ettiğimiz gibi, ortada Berry'nin iddia ettiği gibi evrimi kanıtlayan, şaibesiz, bilimsel yöntemlerle ortaya konan tek bir delil dahi yoktur. Evrimciler yıllardır, geçersizliği defalarca bilimsel olarak gösterilmiş sahte delilleri insanların önüne tekrar tekrar getirirler. Konuyla ilgili detaylı bilgi sahibi olmayan insanlar, bilim adamı sıfatı taşıyan bu insanlara güvenir ve anlattıklarını sorgulamazlar. Ancak çok küçük bir araştırma yapan biri dahi, evrimcilerin yıllardır aynı hikayeleri anlatarak insanlara bir tür hipnoz yapmaya çalıştıklarını görebilir. Bilimin evrim teorisini yalanladığını aslında evrimcilerin kendileri de çok iyi bilmektedirler. Ancak, dinsizliğin ve materyalizmin tek dayanağı olan evrim teorisini ayakta tutabilmek için, bu gerçeği insanlardan gizlemektedirler. Ottowa Commonwealth Biyolojik Kontrol Enstitüsü Başkanı W.R. Thompson evrimcilerin bu tutumunu şöyle ifade eder:
Bilim adamı olmayan kişilerin dikkatini, evrimle ilgili anlaşmazlıkların üzerine çekmek uygun ve doğru olacaktır. Fakat bazı evrimcilerin son görüşleri bunu makul bulmadıklarını gösteriyor. Bilimsel olarak tanımlayamayacakları bir doktrini savunmak için biraraya gelen bilim adamlarının zorlukları göz ardı ederek ve eleştirileri gizleyerek inançlarını halkın gözünde devam ettirme girişimi bilimsel açıdan anormal ve istenmeyen bir durumdur.28
Ülkemizde de evrim teorisinin açmazları çok güçlü delillerle ve hemen herkese ulaşacak şekilde gözler önüne serilmiştir. Bu nedenle ülkemizdeki evrimci bilim çevrelerinin çok daha büyük bir ivedilikle bilimsel açıdan yanlış ve tutucu tutumlarını bırakarak, gerçek ve saptırılmamış bilimsel verilere göre düşünmeleri gerekmektedir.
PROF. DR. ASLI TOLUN'UN EVRİM TEORİSİ HAKKINDAKİ
ÖNEMLİ YANILGILARI
Sayın Prof. Dr. Aslı Tolun'un, 2 Temmuz 2000 tarihinde Hürriyet Gazetesi'nin Pazar ekinde yayınlanan röportajında ve aynı günün gecesi telefon bağlantısı ile katıldığı Kanal 7 televizyonunda yayınlanan "Siyah Beyaz" isimli programda, İnsan Genomu Projesi hakkında yaptığı açıklamalarda birçok bilimsel yanılgı bulunmaktadır. Kendisi ülkemizin saygın profesörlerinden biri olduğu için, yorumlarındaki önemli yanılgıların ve bilgi hatalarının düzeltilmesi gerektiği kanaatindeyiz.
Sayın Prof. Tolun'un Evrim Teorisini İspatlanmış Bilimsel Bir Gerçek Sanma Yanılgısı
"Siyah Beyaz" programına konuk olarak katılan iki değerli bilim adamının, evrim teorisinin kesinlikle bilimsel bir teori olmadığına dair açıklamalarına ve gösterdikleri bazı delillere karşılık olarak, Prof. Tolun, programa telefonla bağlanmış ve evrim teorisinin kesinlikle tartışmaya açık olmadığını, ispatlanmış bilimsel bir gerçek olduğunu öne sürmüştür.
Öncelikle şunu belirtmemiz gerekir ki, evrim teorisinin "tartışmaya açık olmayan kesin olarak bilimsel açıdan ispatlanmış bir teori" olduğu iddiasını, günümüzde dünyanın en önde gelen, en ateşli evrim otoriteleri dahi ileri sürememektedir. Sn. Tolun'un bu konuda bu kadar emin ve kesin konuşabilmesinin nedeni, muhtemelen güncel gelişmeleri ve bu konuda dünya çapındaki literatürü detaylı olarak takip edememesinden ve 1960'ların 70'lerin bilgilerini kullanarak görüş bildiriyor olmasındandır. Çünkü eğer evrim teorisi ile ilgili gelişmeleri yakından takip ediyor olsaydı, teorinin "ispatlanmış gerçek" olduğu yanılgısına düşmezdi.

Jacques Monod |
Günümüzde, ilgili hiçbir bilim dalında, evrim teorisine delil oluşturabilecek bir bulgu veya deney bulunmamaktadır. Örneğin evrim teorisinin canlıların birbirlerinden türediklerini gösteren bir tane bile ara geçiş formu yoktur. Bugüne kadar evrimcilerin delil gibi sundukları sözde ara geçiş formlarının her birinin geçersizliği teker teker anlaşılmıştır.
Sayın Tolun'un uzmanlık alanı olan genetik konusu ise evrim teorisi için başlı başına bir muamma ve çıkmazdır. Hayatın tesadüfler sonucunda meydana geldiğini iddia eden evrimciler, bu konuda hiçbir bilimsel açıklama getirememektedirler. Nitekim bunu en ateşli evrim savunucuları dahi bu şekilde itiraf etmektedirler. Örneğin Nobel ödülü sahibi evrimci J. Monod, "Tek hücreli basit hayatın evrimle oluşma ihtimali sıfırdır" diyerek bu itirafı yapmıştır.29
Paris Üniversitesi'nden Schutzenberger ve diğer bilim adamları ise evrim teorisinin karşı karşıya olduğu matematiksel olasılık problemleri ile ilgili bir konferansta şöyle demişlerdir:
Sonuç olarak, neo-Darwinist evrim teorisinde çok büyük bir boşluk olduğuna ve bu boşluğun, mevcut biyolojik bakış açısı ile doldurulamaz olduğuna inanıyoruz.30
(Burada yer verdiklerimiz evrimcilerin itiraflarından yalnızca bir kaçıdır. Bu konudaki detaylı bilgiye Harun Yahya, Evrimcilerin İtirafları isimli kitaptan ulaşabilirsiniz.)
Nitekim Sayın Tolun da, konunun uzmanı olmasına rağmen, canlılığın nasıl evrim sürecinde oluştuğuna dair televizyon programı esnasında da hiçbir açıklama getirememiş, ilgisiz konuları tekrar ederek, konuyu cevapsız bırakmıştır. Bir bilim adamı olarak Sayın Tolun da çok iyi bilmektedir ki, bir teori için birkaç bilim adamının ağız birliği ederek "bu teori kesin bir gerçektir" demeleri yeterli değildir. Bunun için bilimsel delillere, gözlem ve deneylere ihtiyaç vardır.
Sayın Tolun'un, Genetik Benzerliklerin Evrimin Delili Olduğunu Belirtmesi Önemli Bir Yanılgıdır
Aslında Sn. Tolun'un da çok iyi bildiği gibi genetik benzerlikler evrime delil oluşturamaz. Canlıların genetik yapılarında benzerlikler olduğu doğrudur ve bu çok doğaldır. Sonuçta canlılığı oluşturan malzeme aynıdır. Ancak bunun canlılar arasında sözde evrimsel bir akrabalık olduğuna dair delil olduğunu söylemek çok büyük bir yanılgıdır; özellikle de bir genetik bilimci açısından. Çünkü, birbirinden çok farklı türler arasında dahi, büyük genetik benzerlik mevcuttur. Genetik benzerliğin evrimin delili olamayacağı ile ilgili detayları "Sayın Yalçın Doğan'ın Darwinizm Hakkındaki Yanılgıları" başlıklı konuda bulabilirsiniz.
Sayın Tolun'un Tesadüflerin Kusursuz Bir Yapıya Sahip Canlıları Oluşturduğuna İnanma Yanılgısı
Sayın Tolun, Hürriyet Gazetesi'ndeki röportajında şu açıklamalara yer vermiştir:
Evrim aşamasında belli bir şekilde oluştuk, buna fazla müdahale edilemez, çünkü sistemimiz kaldırmaz. Ama belli bir dokuya gen eklemek mümkün...
... Diyelim ki, domuzun eti çok yağlı, bu nedenle sağlığa zararlı. Eti az yağlı bir domuz üretilirse insan sağlığı için çok yararlı bir iş yapmış olacaklardı. Hayvanı değiştirmeye çalıştılar. Domuzlardaki çalışmalar başarısız oldu. Yağsız et üretmeye çalışırken başka hastalıklar çıktı. Çünkü her organizma, insanlar da dahil, evrim sürecinde belli bir yolda ilerlemiş. Üç metrelik bir insan yaratmak istediğinizde bu kez dolaşım sistemi yetmeyecek buna. O nedenle bence çok da kolay değil insanı değiştirmek. İnsan için bunu yaparlar mı? Bilmiyorum. Bu da hangi amaçla yapılır onu da bilmiyorum. Ama insanla pek oynanmayacağını sanıyorum.

Prof. Dr. Aslı Tolun |
Sayın Tolun'un da sözlerinde belirttiği gibi, her canlı son derece kompleks ve hassas bir dengeye sahiptir ve her canlı kusursuzca inşa edilmiştir. Böyle kusursuz, kompleks ve hassas bir yapının tesadüfen meydana gelen mutasyonlar ve doğal seleksiyon gibi bilinçsiz bir mekanizma tarafından oluşturulması ise kesinlikle imkansızdır.
En azından Sn. Tolun, kendisinin çok yakından tanıdığı DNA'nın tesadüfler sonucunda nasıl oluşabileceği üzerinde düşünebilir. DNA gibi gözle görülemeyecek bir yerde, milyarlarca bilgiyi barındıran bir yapının tesadüfen oluşması kesinlikle imkansızdır. DNA'da bulunan bilginin 500'er sayfalık 900 ciltten oluşan bir ansiklopedideki bilgilerle eşit olduğu hesaplanmaktadır. En basit canlılar olarak kabul edilen tek hücrelilerin dahi genetik bilgisi olağanüstü derecede detaylıdır.
Peki bu genetik bilgi nasıl oluşmuştur? Bu bilginin, nükleotidlerin (yani DNA basamaklarının) tesadüfen dizilmesiyle oluşmasının imkansızlığı çok açıktır. Evrimci Fransız bilim adamı Paul Auger şöyle demektedir:
Rastgele kimyasal olaylar sayesinde nükleotidler gibi karmaşık moleküllerin ortaya çıkışı konusunda bence iki aşamayı net bir biçimde birbirinden ayırmamız gerekir; tek tek nükleotidlerin üretilmesi -ki bu belki mümkün olabilir- ve bunların çok özel seriler halinde birbirine bağlanmaları. İşte bu ikincisi, olanaksızdır.31
Uzun yıllar moleküler evrim teorisini savunan Francis Crick bile DNA'yı keşfettikten sonra, böylesine kompleks bir molekülün tesadüfen, kendi kendine, bir evrim süreci sonucunda oluşamayacağını itiraf etmiş ve şöyle demiştir:
"Bugünkü mevcut bilgilerin ışığında dürüst bir adam ancak şunu söyleyebilir: Bir anlamda hayat mucizevi bir şekilde ortaya çıkmıştır."32

DNA molekülü |
Evrimci biyolog Prof. Dr. Ali Demirsoy da, DNA'nın kökeni hakkında şu itirafı yapmak zorunda kalır: "Bir proteinin ve çekirdek asitinin (DNA-RNA) oluşma şansı tahminlerin çok ötesinde bir olasılıktır. Hatta belirli bir protein zincirinin ortaya çıkma şansı astronomik denecek kadar azdır."33
Bu noktada çok ilginç bir paradoks daha vardır: DNA, yalnız protein yapısındaki bir takım enzimlerin yardımı ile eşlenebilir. Ama bu enzimlerin sentezi de ancak DNA'daki bilgiler doğrultusunda gerçekleşir. Birbirine bağımlı olduklarından, eşlemenin meydana gelebilmesi için ikisinin de aynı anda var olmaları gerekir. Hayatın kökeni araştırmalarının tanınmış bir ismi olan John Horgan bu ikilemi şöyle açıklar:
DNA, katalitik proteinlerin ve enzimlerin yardımı olamadan yaptığı işi, yeni DNA üretmek de dahil olmak üzere, yapamaz. Kısacası DNA olmadan proteinler var olmaz, ama DNA da proteinler olmadığı durumda oluşmaz.34
Evrim teorisinin savunucularından Jacques Monod da konuyu şu şekilde açıklamaktadır:
Şifre (DNA ya da RNA'daki bilgi), aktarılmadıkça anlamsızdır. Günümüz hücresindeki şifre aktarma mekanizması en az 50 makromoleküler parçadan oluşmaktadır ki, bunların kendileri de DNA'da kodludurlar. Şifre bu birimler olmadan aktarılamaz. Bu döngünün kapanması ne zaman ve nasıl gerçekleşti? Bunun hayali bile aşırı derecede zordur.35
Bu durum, canlılığın rastlantılarla oluşması senaryosu bir kez daha çökertmektedir. Amerikalı biyokimyacı Jacobson, bu konuda şöyle der:
İlk canlının ortaya çıktığı zaman, üreme planlarının, çevreden madde ve enerji sağlamanın, büyüme sırasının, bilgileri büyümeye çevirecek mekanizmaların tamamına ait emirlerin o anda ve birarada bulunmaları gerekmektedir. Bunların hepsinin kombinasyonu tesadüfen gerçekleşemez.36
 |
DNA eşlemesi sırasında (a) DNA polimeraz kompleksi adındaki enzimler ana DNA çift sarmalını bir fermuar gibi açar ve her iki zinciri de kopyalar. Kopyalardan biri örnek olarak kullanılır: polimeraz kompleksi mesajcı RNA ile başlayan küçük bir parça sentezler (1). Bundan sonra ikinci küçük parçaya geçer (2). Polimeraz ikinci bölümü bitirir bitirmez, mesajcı RNA aradan çıkar ve iki parça DNA ile birleştirilir. |
Yukarıdaki ifadeler, James Watson ve Francis Crick tarafından DNA'nın yapısının aydınlatılmasından iki yıl sonra yazılmıştı. Ancak bilimdeki tüm gelişmelere rağmen, bu sorun evrimciler için hala çözümsüz olmaya devam etmektedir. Bu nedenle Alman biyokimyacı Hofstadter şöyle demektedir:
Nasıl oldu da genetik bilgi, onu yorumlayan mekanizmalarla (ribozomlar ve RNA molekülleri ile) birlikte ortaya çıktı? Bu soru karşısında kendimizi bir cevapla değil, hayranlık ve şaşkınlık duyguları ile tatmin etmemiz gerekiyor. 37

RNA sarmalı |
San Diego California Üniversitesi'nden Stanley Miller'in ve Francis Crick'in çalışma arkadaşı olan evrimci Dr. Leslie Orgel ise, 1994 tarihli bir makalesinde aynı gerçek karşısında şöyle demektedir:
Son derece kompleks yapılara sahip olan proteinlerin ve nükleik asitlerin (RNA ve DNA) aynı yerde ve aynı zamanda rastlantısal olarak oluşmaları aşırı derecede ihtimal dışıdır. Ama bunların birisi olmadan diğerini elde etmek de mümkün değildir. Dolayısıyla insan, yaşamın kimyasal yollarla ortaya çıkmasının asla mümkün olmadığı sonucuna varmak zorunda kalmaktadır.38

Dr. Leslie Orgel |
"Yaşamın kimyasal yollarla ortaya çıkmasının imkansız olması" demek, "yaşamın tesadüfen ortaya çıkması imkansız" demektir. Dolayısıyla yaşamın kökenini tesadüfle açıklamaya kalkan evrim teorisi, daha bu ilk noktada çökmektedir.
Yaşamın kökeni tesadüf olmadığına göre, bilim açıkça göstermektedir ki, yaşam bilinçli bir şekilde yaratılmıştır. Yalnızca ilk canlılık değil, yeryüzündeki tüm farklı canlı sınıflamaları ayrı ayrı yaratılmışlardır. Nitekim fosil kayıtları bu hususu doğrulamakta, tüm türlerin yeryüzünde bir anda ve özgün yapılarıyla ortaya çıktıklarını, arkalarında hiçbir evrim süreci olmadan yaratıldıklarını göstermektedir.
Dolayısıyla Sayın Tolun'un telaffuz ettiği "evrim aşamasında bir şekilde oluştuk" şeklindeki iddia, bilime aykırı bir yanılgı ve batıl inanıştır. Ne insan ne de bir başka canlı "evrim aşamasında bir şekilde" oluşmamış, hepsini Allah yoktan yaratmıştır.
Sonuç

Bir mağaraya girdiğinde, içeride bir kitap bulan insan ne düşünür? Elbette ki kendisinden önce bu mağaraya giren ve kitabı bırakan birilerinin olduğunu anlar. Hiçbir zaman için aklına bu kitabın mağarada zaman içinde kendi kendine oluştuğu gibi bir ihtimal gelmez. Böyle bir düşüncenin mantıklı olmayacağını her insan bilir. Ancak canlıların genetik bilgisinin rastlantılarla oluştuğunu düşünen ve bunu ısrarla savunan evrimcilerin iddiaları bundan farklı değildir. |
Sonuç olarak, DNA'nın tesadüfen oluştuğuna inananlara aşağıdaki soruları soralım:
Bir dağ başındaki mağaraya girdiğinde, 500 sayfalık bir tarih kitabını bulan bir adamın, bu kitabın bir yazarı olamayacağını, kitabın bu mağarada yağmurların, rutubetin, fırtınaların, yıldırımların etkisiyle oluştuğunu iddia etmesi mantıklı mıdır?

Fred Hoyle |
Bir hurda yığınına isabet eden kasırganın savurduğu parçalarla tesadüfen bir Boeing 747 uçağının oluştuğunu iddia eden bir adam ne derece inandırıcıdır? (Bu örnek, İngiliz matematikçi ve astronom Sir Fred Hoyle'un, 12 Kasım 1981'de Nature dergisine verdiği bir demeçte, hücrenin tesadüfen oluşmasının imkansızlığını anlatmak için verdiği bir benzetmedir.)
Bir basımevinde meydana gelen patlama sonucunda şans eseri bir ansiklopedinin "bir şekilde" basılıvermiş olduğuna inanan kişinin akıl sağlığından şüphe edilmez mi?
Bu şekilde daha pek çok örnek sıralayabiliriz. Burada anlaşılması gereken özetle şudur: Tesadüfün kusursuz bir yapıya sahip DNA'yı oluşturduğuna inanan insan yukarıdakilere de inanmak zorundadır çünkü DNA'nın tesadüfen oluşması yukarıda saydıklarımızdan çok daha zordur. Madem Sn. Tolun, cansız maddelerin tesadüfler sonucunda canlılığı meydana getirdiğini düşünüyor; öyle ise bir deney düzenlediğimizi farz edelim ve kendisine soralım:
"Bugünkü mevcut bilgilerin ışığında dürüst bir adam ancak şunu söyleyebilir: Bir anlamda hayat mucizevi bir şekilde ortaya çıkmıştır."
Francis Crick (DNA'nın yapısını keşfeden bilim adamı) |
Tüm evrimci bilim adamları bir araya gelerek, bir varilin içine, canlılık için gerekli gördükleri tüm atomları doldursunlar. Hatta onlara, bu varilin içine canlılık için gerekli olan aminoasitleri de eklemelerine izin verilsin. Daha da ileri gidilsin ve evrimciler istedikleri malzemeyi bu varile koymakta serbest olsunlar. Hatta, uzaydan dahi istediklerini getirtip bu varile koyabilsinler. Sonra bu varili ister ısıtsınlar, ister üzerine yıldırımları göndersinler, istedikleri kadar elektrik şoku versinler. Kısacası bu deneyde her istediklerini yapabilsinler. Zaman problemleri de olmasın, nöbeti birbirlerine devrederek, varilin başında milyarlarca yıl beklesinler. Acaba bu varilin içinden, bütün evrimci bilim adamları biraraya gelerek, tek bir canlı hücreyi çıkartabilirler mi? Veya bu varilden, tavşanları, kedileri, ceylanları, gülleri, orkideleri, çam ağaçlarını, begonyaları, karpuzu, çileği, palmiye ağaçlarını, kuş kanatlarını, sincapları, tavuskuşlarını, kuğuları, genetik yapısını inceleyen profesörleri, Mozart gibi bestekarları, Leonardo Da Vinci gibi ressamları çıkartabilirler mi?
Kuşkusuz, bu sorulara "evet" yanıtını vermekle evrim teorisine inanmak aynı şeydir. Çok az da olsun düşünmek, tutucu davranmamak ve gerçeklerden kaçmamak bu açık gerçeğin görülmesini sağlayacaktır.
 |
Fred Hoyle hücrenin tesadüfen oluşamayacağını vurgulamak için şöyle bir örnek vermiştir: Bir hurda yığınına isabet eden kasırganın savurduğu parçalar tesadüfen biraraya gelerek Boeing 747 uçağı oluşturamazlar. Aynı şekilde hücrenin de tesadüflerle ortaya çıkması imkansızdır. |
1- Scientific American, Aralık 1992
2- Elaine Morgan, The Scars of Evolution, New York: Oxford University Press, 1994, s. 5
3- Michael Denton, Nature's Destiny, s.228
4-Coates M. 1991. New palaeontological contributions to limb ontogeny and phylogeny. In: J. R. Hinchcliffe (ed.) Developmental Patterning of the Vertebrate Limb 325-337. New York: Plenum Press; Coates M. I. 1996. The Devonian tetrapod Acanthostega gunnari Jarvik: postcranial anatomy, basal tetrapod interrelationships and patterns of skeletal evolution. Transactions of the Royal Society of Edinburgh 87: 363-421
5- Denton, Michael, Evolution: A Theory in Crisis (Bethesda, MA: Adler &Adler, 1985), p. 151, 154
6- Fix, William, The Bone Peddlers: Selling Evolution (New York: Macmillan Publishing Co., 1984), s. 189
7- Stephen Jay Gould, "The Return of Hopeful Monsters", Natural History, cilt 86, Temmuz-Ağustos 1977, s. 28
8- Colin Patterson, "Cladistics", Brian Leek ile Röportaj, Peter Franz, 4 Mart 1982, BBC
9- Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 184
10- B.E. Bishop, "Mendel's Opposition to Evolution and to Darwin," Journal of Heredity 87 (1996): pp. 205-213; ayrıca bkz. L.A. Callender, "Gregor Mendel: An Opponent of Descent with Modification," History of Science 26 (1988): s. 41-75
11- SBS Vital Topics, David B. Loughran, Nisan 1996, URL: http://www.rmplc.co.uk /eduweb/sites/sbs777/vital/evolutio.html
12- Gary Parker, Creation: The Facts of Life. San Diego: CLP Publishers, 1980
13- B. G. Ranganathan, Origins?, Pennsylvania: The Banner Of Truth Trust, 1988
14- Warren Weaver, "Genetic Effects of Atomic Radiation", Science, Cilt 123, 29 Haziran, 1956, s. 1159
15- "Evolution, Marxian Bıology and the Social Scene", Zirkle Conway, University of Pennsylvanıa Press, 1959, s. 527
16- Karl Marx-Friedrich Engels, Seçme Yazışmalar 1, 1844-1869, Sol Yayınları, 1. Baskı, Kasım 1995, s. 141
17- Karl Marx-Friedrich Engels, Seçme Yazışmalar 2, 1870 - 1895, Sol Yayınları, Birinci Baskı, Ekim 1996, Ankara, Çev.: Yurdakul Fincancı (Kitabın orjinali Moskova 1975 basımı), s. 214
18- Erik Trinkaus, "Hard Times Among the Neanderthals", Natural History, cilt 87, Aralık 1978, s. 10; R. L. Holloway, "The Neanderthal Brain: What Was Primitive", American Journal of Physical Anthropology Supplement, Cilt 12, 1991, s. 94.
19- J. Hawkes, "Nine Tentalizing Mysteries Of Nature," New York Times, no.33, 1957
20- J. Hawkes, "Nine Tentalizing Mysteries Of Nature," New York Times, no.33, 1957
21-- John Peet, The True History of Mankind, www, pages.org/uk/org/bcs
22- Pierre Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, Academic Press, New York, 1977, s.103
23- Stephen Jay Gould "The Return of Hopeful Monsters", Natural History, vol. 86 (Haziran/Temmuz 1977), s. 22-30
24- C. Loring Brace, review of Species, Species Concepts, and Primate Evolution, edited by William H. Kimbel and Lawrence B. Martin (Plenum Press, 1993, s. 560), American Scientist, vol 82 (Eylül/Ekim 1994), s. 484-486
25- http://www.athro.com/evo/pthumb.html
26- http://www.users.bigpond.com/rdoolan/panda.html)
27- Einstein, Science, Philosophy, And Religion: A Symposium, 1941 ch. 13
28- Charles Darwin, Origin of Species kitabının Everyman's Library baskısının Önsözü, 1956
29- W.R. Bird, "The Origin of Species Revisited", Nashville, 1991, s. 301
30- Schutzenberger, Algorithms and the Neo-Darwinian Theory of Evolution, in Mathematical Challenges to the Neo-Darwinian Interpretation of Evolution, s.73-75
31- Paul Auger, De La Physique Theorique a la Biologie, 1970, s. 118
32- Francis Crick, Life Itself: It's Origin and Nature, New York, Simon & Schuster, 1981, s. 88
33- Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim, Ankara: Meteksan Yayınları, 1984, s. 39
34- John Horgan, "In the Beginning", Scientific American, Cilt 264, Şubat 1991, s. 119
35- Jacques Monod, Chance and Necessity, New York: 1971, s.143
36- Homer Jacobson, "Information, Reproduction and the Origin of Life", American Scientist, Ocak 1955, s.121
37- Douglas R. Hofstadter, Gödel, Escher, Bach: An Eternal Golden Braid, New York:Vintage Books, 1980, s. 548
38- Leslie E. Orgel, "The Origin of Life on Earth", Scientific American, Cilt 271, Ekim 1994, s. 78
|